29 03 2010

Varlık ve Bütünlük...

İçinde yaşadığımız Varlık alemini bir bütünün parçaları olarak algılıyoruz malesef...ve bizim dışımızdaki herşey öteki oluyor...Parçalıyoruz anlayabilmek ve anlamlandırabilmek için herşeyi...Bu algılayış yanlıştır.Varlık alemi bir bütündür...kim kendisini farklı görürse farkındalık bilincini yitirir ve yalnız kalır...Hiç insandan başka yalnızlık hissi taşıyan varlık gördünüzmü ?...İnsan kendini bütünden koparttığı için yalnızlaşır ve ötekileştirdiği herşeyde ona yabancılaşır...Ne zaman ki bu alem bizim için bir bütün olur....O zaman anlarızki varlıkparçamız...sonsuzluk denen şey bizim kaderimizdir... Devamı

23 10 2008

AŞK TEKTİR (VESİLE-İ AŞK)

AŞK TEKTİR (VESİLE-İ AŞK) Yaratıcının en mükemmel tasarımıyım ben. İnsanım! Ve en mükemmel şekilde tasarlandım. “Ben gizli bir hazineydim, istedim ki bilineyim” diyerek yarattığı âlemlerin en sevgilisi Muhammed’in nuru aşk-ı ile yaratılan kâinatın malıyım. Yani büyük bir aşkın ürünüyüm. Aşk çocuğuyum ben. Âşık olmak ve kâinata sevgimi sunmak üzere programlandım yaratıcım tarafından. Aşk ne zaman, ne de mekân arar. İlle de mekân derseniz kalbim derim. Zaman ise; geldiği andır. . . O gelmeden hissettirir kendini, olaylarla belli eder geleceğini. Sanki geleceğini bilir gibi beklerim onu. Bir hassasiyet bir durgunluk başlar yüreğimde, fırtına öncesindeki sessizlik gibi bir sükûn kaplar etrafımı. Sanki bir şeyleri hisseder ama ne olduğunu kestiremem bir türlü. İşte o an aşk kapımdadır, içeri girmek için davet bekler benden. Ben aşkı bilsem de onun kadar aşkı hiç kimse bilemez. O sevenlerin en sevenidir, çünkü aşkı yaratan o dur. O aşkın ta kendisidir. Sevmeseydi zaten yaratmazdı beni. O, istenmeyi istemeseydi, istemeyi içime vermezdi. O sevilmeyi ister, o istenmeyi bekler. Ve yine insanla ayna tutar insana. Aslında aynada o dur, sevgide o dur, aşk da odur. O benim kapıma gelen deli sevdamdır. “İnsan benim sırrımdır. Ben insanın sırrıyım ”der. Sır nedir?... Aslında kâinattaki en büyük sır AŞK tır. Sev der, çok sev ama en çok beni sev. Sevdirir birleştirmez, gösterir yaklaştırmaz, özletir hasret bırakır, âşık eder kavuşturmaz. Zaten kavuşsa adı aşk olmaz. Yan der, çıra gibi yan ama tutuşma der, tutuşacaksan sadece benim için tutuş. Bir baş eğmezliktir insanın hayata karşı hırçınlığı. Ve kendini bildiği andan itibaren aşkı arar. Kâinattaki her şey onu arayıştır aslında, onu keşfetmek üzere programlanmışt... Devamı

21 10 2008

öyleyse tekbir....

Öyleyse tekbir!.. Haydi sistemi bozalım, düzeni yıkalım, cahili topluma tebliğ yapalım, bilinç aşılayalım, şuurlu müslümanlar çoğalsın... Nasıl olacak bu iş? Toplanalım, örgüt kuralım, vakıf kuralım, "İslami Çalışmalar" yapalım, dergi çıkartalım, geceler, mitingler düzenleyelim, "İnkılabi" gösteriler yapalım... O zaman ne oluyor? Öğrendiğimiz herşey bir malzeme olup çıkıyor. Kitapları bilinçlendirmek için okuyoruz, insanları örgütümüze sokmak için bilinçleniyoruz, örgütümüz, kendimizden vazgeçmemiz için var.. Ama olmuyor! Yıkılmıyor namussuz! Elimize geçen, sadece bir sabit fikir, bir de sadece bizim anlayabildiğimiz ve tabi sadece kafalarımızda yeri olan bir dil. Ha bir de bakıyoruz, yıkamadığımız sisteme kendimizi o kadar kaptırmışız ki, ona benzemeye başlamışız. Hörgüçten yiyoruz. Yalan söylüyoruz, iftira ediyoruz, kazıklıyoruz, dedikodu yapıyoruz ve hepsini kitabına da uydurmak zorunda kalıyoruz. Kendimizi o kadar idealize etmişiz ki, hata yapmamız imkansızlaşıyor.. Kitabı kemirmeye başlıyoruz.. Sistemi yıktığımızda yerine koyacağımız bir şey de yok ki! (Vurgu bana ait. -E.Türkan-) Bunu o zaman düşünürüz dersen abicim, ya bir şey koyamayanlar, asla yıkamayacaklarsa? Mesela abicim, sen çözebildin mi: Bu halk niye bütün yıl boyunca dünya için çalışır da sadece bir gün; o da farz olmayan bir bayram namazı için camilere doluşur? Cahilliğinden mi? Öteki vakitlerde farzları bilmediğinden mi? Neden durmadan daha çok eşya alır insalar, neden "satın alınamıyacak vicdan yoktur" derler? Ben bunu çözemiyorum... Neden bunca zamandır konuşuyoruz da dinletemiyoruz? Ben kendimce bir takım sebepler araştırdım. Bak mesela: Bütün düşüncelerimiz ölülerin d&uum... Devamı

20 10 2008

vahdet -vucut

&quo <!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} span.apple-style-span {mso-style-name:apple-style-span;} span.apple-converted-space {mso-style-name:apple-converted-space;} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> VAHDET-İ VUCUT Fakat ilâhlık felsefesi ve vahdet-i vücud adı altında gizlenen bir metrût (ateist) felsefe vardır ki, din ve ahlâk adına ilmî ve hikemî şekilde en büyük zarar bundan doğagelmiştir. Her nerede bir şirk varsa bununla az çok bir alakası vardır. Önce şunu kaydedelim ki, "Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur." (Bakara, 2/163) âyetinde de açıkça belirtildiği üzere İslam dininde emredilen genel iman konusu: "Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur." tevhidi, yani Allah'ı BİR bilmektir. Yoksa: "Allah" tan başka hiçbir mevcud yoktur." diye ifade edilen mevcudu, varlığı bir bilmek değildir. Bu olsa olsa mârifet yolunda merhaleler katetmiş olan seçkin şahıslar için bahis konusu olabilir. Bizim nazarımızda vücud birliği genel olarak olumsuz değil, belki keşif yoluyla olumludur. Fakat "Allah'tan başka mevcud yoktur." demekle "Her mevcud Allah'tır." demek arasında pek büyük fark vardır.-space"> Birincisi sırf tevhid olabilir, fakat ikincisi sırf şirktir. "Allah'tan başka mevcud yoktur." dendiği zaman, Allah'tan başkasına isnad edilen varlığın gerçek olmayıp hayalde ... Devamı

20 10 2008

İSTEMEK VE OLMAK

<!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:Verdana; panose-1:2 11 6 4 3 5 4 4 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:536871559 0 0 0 415 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} span.apple-converted-space {mso-style-name:apple-converted-space;} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 28.3pt 70.85pt 36.0pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> İstemek ve olmak   “Çok istiyorum ama olmuyor” dedi delikanlı. “Ne yapsam olmuyor. İnanınız, elimden geleni yaptığım hâlde olmuyor.” “Sen istemek nedir hiç bilmiyorsun ki!” diye cevap verdi yaşlı adam, hafifçe sesini kısarak. “Gerçekten isteseydin olurdu. Evet, hiç boşuna yorma kendini! İsteseydin, eğer gerçekten isteseydin, olmak istediğin, olmasını istediğin olurdu. Olmadığına göre sen henüz istememişsin demektir.” “İstemek, birşeyin olmasını istemek, gerçekten istemek nedir o hâlde?” diye saf saf sordu genç. Ve suâlinin cevabı hemen geldi: “İstemek, olmayı istediğin, olmasını istediğin şey için ölmeyi göze almak, ölecek kadar istemek, hatta olmak için, olması için ölmek demek.” İstemek, bir şeyin olmasını istemek, onu dilemek, onu arzulamak: tutkuyla, hırsla, ihtirasla onun olması için yanıp tutuşmak demek. Ah ne zordur istemek? İstek sahibi olmak... tutku sahibi olmak... tutmak için tutuşmak... tutmak uğruna tutuşmak... tut... Devamı