11 01 2013

MADDE,ENERJİ VE BİLİNÇ

MADDE,ENERJİ VE BİLİNÇ |  görsel 1

Madde ve Enerji...Herşey enerjiden oluşuyorsa yani Madde enerjinin katılaşmış ve boyut kazanmış hali ise, nasıl oluyorda enerji maddeye dönüşüyor...Maddenin enerjiye dönüşmesi mümkün iken enerji bilimsel olarak maddeye dönüştürülemiyor...;Bilinç var olan enerjiyi potansiyelden fiile çıkartıyor bilincin enerjiyi dönüştürmesi kendi potansiyelinide yükselterek daha kapsamlı ve anlamlı dönüşümler ortaya çıkartmasını sağlıyor ve anlıyoruzki insanın bedeni dahil (beyin yani bilinç'in merkezi) bilimç tarafından madde olarak algılandığı anda enerjiden dönüşerek boyut kazanıyor yani Ben dediğimiz Şuurlu ve bilinçli varlık Bedenimiz ve taşıdığımız kimlik değildir.Bilinç fizksel olarak değilde manevi olarak marifet kazandığında İnsan'ı Kamilim potansiyeline ulaşıyor....Bu durumda Enerjiyi maddeye dönüştürme kabiliyetinin en yüksek sevyesine ulaşmış oluyor...Kuantum teoriisine göre de aynı sonuç ortaya çıkıyor Bilinçli varlık Potansiyel olasılıklardan herhangi birini uzay zaman eşiğinde çökertiyor bu çökertme bilinç'in enerjiyi maddeye dönüştürmesi anlmına geliyor,olasılıklardan biri gerçeklik kazanıyor....İnsanın algılama,anlama ve anlamlandırma kabiliyeti ne kadar yüksek ise biliç de bu araçları kullanarak enerjiyi maddeye dönüştürüyor,Biliç bedeni araç olarak kullanır...aslında ortada gerçek bir dönüşümde yok insandaki algı merkezleri bu dönüşümü süreç olarak gerçekleştiriyor...enerji daima enerji olarak kalır bu tabirde bir algılama kabiliyetinin sonucudur...Madde olarak algılayan sadece biliçtir. Erol YEMENOĞLU... Devamı

09 01 2013

GERÇEK DOST ALLAH'TIR...

GERÇEK DOST ALLAHTIR... |  görsel 1

Toplumsal bir varlık olan İnsan yaşamı boyunca edindiği tecrübeler ve sıkıntılar ile;güvenebileceği, ona ihanet etmeyen ve her daim yanlarında olan birerine ihtiyaç duyar...Ne yazık ki arayan insanlarda arandıklarının farkında değildir,birilerinin de kendileri gibi dost aradığını düşünmez,herkes sırtını dayayacak yıkılmayan her türlü cefalarını çeken birini ararlar...ve iyilik yaparlarken de en azından beklentileri karşılarındaki insanın (bu dost saydıklar) da olabilir onlara ihanet etmemesi kıymet bilmesidir...Yapılan iyilikler ve aranan dostluklar dünyevi olduğu ve gizli,menfaatler taşıdığı sürece sonunda hep hüsranlık ortaya çıkar,İnsan yaptığı iyiliği Allah rızası için yaparsa butür beklentiye girmez ,karşısındaki insan ihanet etsede bundan etkilenmez..Eski bir arkadaşla konuşurken şöyle demişti...İnsanın Allah ile olan ilişkisi psikiyatrist'le olan ilişkisi gibi olmalı her türlü sıkıntısını ona anlatmalı ve Rahatlamalı; bende diyorumki İnsanın Allah ile olan ilişkisi öyle bir Dostluk ilişkisi olmalı ki O insan şunu bilmeli onu asla terk etmeyen ve daima yanında olan,ünsiyet derecesi kişinin dürüstlüğü,teslimiyeti ve samimiyeti nisbetindedir... bu yakınlık derecesi dostlukta Aşk sevyesine kadar çıkabilir,yakınlık ve uzaklık kavramı insanın algılama ve idrak seviyesine göre değiştiğinide düşünürsek bilmeliyizki; Rabbi hiçbir şekilde onu ne yalnız bırakır nede güvenine ihanet eder.Bize şah damarımızdan daha yakın olan “Allah iman edenlerin dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.” “Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Onun Resûlüdür ve Allah’a tam boyun eğerek namazlarını hakkıyla ifa eden, zekâtlarını veren müminlerdir.” Allah’ın dostluğunu kazanmak için evvela iman etmek ve daha sonra da sâlih ameller iş... Devamı

25 12 2012

NE UZAKLIK VAR,NE YAKINLIK

NE UZAKLIK VAR,NE YAKINLIK |  görsel 1

Allah'a ulaşmanın yolu ki bunu biz böyle tabir ediyoruz anlaşılması için yoksa ne uzaklık var ne yakınlık var...Aslolan bilmektir bu bilme Marifetullah dediğimiz ve Akli bilgininde ötesinde Kendini bilmektir....Bunu biraz açarsak; Temiz bir itikat yani Allah'ı kendisinin Kuranda bildirdiği gibi ve Efendimiz(s.a.v) bize anlattığı gibi bilmek bu ilmen yakın,sonra bize farz kılınan Yaptığımız ibadetlerle ve salih amellerle yaklaşmaya devam ederiz bu Aynel yakin ve daha sonra öyle bir hal olurki Nafilelerle,zikir,tefekkür ve tezekkür ilede Allah bize "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri  eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem."(Buhârî, Rikak 38.) buyurmuşturki buda Hakkel yakin mertebesidir...İşte bu noktada Kendini bilen yani Nefsaniyetinin ve Dünya hayatındaki yaşamı boyunca edindiği tecrübelerin ve etiketlerin sadece dışsal bir imaj olduğunu anlayan insan bu bilgi ile imaj kabuğundan soyunur yani ölmeden önce bu imajinasyonu öldürür ,böylece hakikatini bilir yani Rabbini bilir...Tezekkür :"zikrolunan şeyin bilinen suretinin kalpte vücut bulması" demektir.tezekkür mertebesine ulaşabilmek için tefekkürden geçmek gerekir. Bu arzu edilen bir ... Devamı

22 12 2012

TOPLUMSAL DİNAMİKLER

TOPLUMSAL DİNAMİKLER |  görsel 1

Toplumun dinamikleri bir binanın ana kolonları gibidir.İnsanların kültürel varlığını ve kimliğini ayakta tutar...Bu dinamikler Dini,Ahlaki ve Kültürel yani etnik aktarımlar ve sınıfsal etiketlerdir.Toplumları dönüştürmek,yozlaştırmak bu dinamikleri yıkmaktan geçer...Özellikle tarihsel süreç incelendiğinde nereden nerye gelindiği nelerin kaybedildiği ve yerine hangi değerlerin benimsendiği rahatlıkla görüle bilir.En büyük yanılgı ve yanlış anlamalardan biride yazımızda geçtiği şekliyle Dini ve Ahlaki diye aslında Dini olan ve Ahlakın dini temeller üzerine oturan değerlerini ayırarak sanki dini değerlerin ahlaki değerlerden yoksun yada eksik anlayışını ön kabul olarak insanlara benimsetmektir.Kendi toplumumuzu kısa bir tahlile tabi tutarsak göreceğizki bizim için önemli olan,varlığımızı ve devamlılığımı sağlayan dinamiklerimizin büyük çoğunluğunu kaybetmiş durumdayız...Din ve Ahlak....Bu kavramlar Birbirinden ayrı gibi görülsede Aynı değerleri içerir; gayesi İnsanın itibarını muhafaza ederek Allah'a muhattap kılmaktır.....Din toplumda anlaşıldığı şekli ile ''religion'' değildir...Ahlak ve etik de bir birinden ayrı kavramlardır...Seküler anlayış Ahlakı kendi Nefsani arzularına göre şekillendirmeye çalışsada,Otolojik olarak bakıldığında Etik Ahlaki bir zeminde evrensel bir anlayış sunar...Bu da temelde Allah'ın varlık alemindeki Sarsılmayan ve değiştirilemeyen Sünnetullah'ının devamlılığını sağlar...Toplumlar ve devletler zamanla dönüşür yada yok olur Ama Allah'ın Sünnetullah'ı baki kalır....!!! Erol YEMENOĞLU Devamı

17 10 2012

İNSAN'IN ARAYIŞI...!!!

İnsanın arayışı bütün korkularının kaygılarının ve acılarının sebebidir...Bu dünyaya ait olmadığını hissetmek ama bu dünyadan başkada tutunacak bir şey bulamamak,herşeyin gözünün önünde eriyip gittiğini görmek ama kendini bu gidişten muaf zannetmek(kendi kendini kandırmak)...Maddi olan şeylere sarılmak suya düşenin yılana sarıldığı gibi elini her attığının elinde kalması Tutunamamak...İçinde korku  ve titremeyi zirvede hissetmek.Bunalımlı geçen günleri değiştire bilmek için olmadık şaklabanlıklar yapmak,çok mala mülke sahip olduğunda mutlu olacağını zannetmek ,Haz ile mutluluğu karıştırmak,çevresindeki zengin insanlara bakıp onların mutlu olduğunu zannetmek bilmezki malın çok olması sıkıntının ve sorumluluğunda çok olması anlamına gelir...Komşunun tavuğunun komşuya kaz görünmesi misali vs...Sonuç kendi zindanında sağa sola koşuşturup çıkışın olmadığını anlayıp karanlık bir köşeye yığılmak....Bügün İnsanlaığın içindeki en büyük çıkmaz...Bu çıkmazın sonucuda pisikopat bireylerin toplumun ahlaki değerlerini hançerlemesi,aslında kaçınılmaz olan İnsanın aidiyet duygusunu tatmin edememesi. Gerçek aidiyetinin Allah'a kulluk olduğunu anlayamaması... Bu sonuç kendini tanıyamamanın kendi potansiyelini anlayamamanın...neticesidir. İnsan yaşadığı toplumun ve içinde bulunduğu hayatını sürdürebilmek için kabullenmek zorunda bırakıldığı sistemin yaradılışını aykırı olduğunu bilmeden kendine sistemin kurucuları tarafından biçilen rolü oynamak zorunda bırakılmıştır...Bu bir aidiyet ve Özgürlük sorunudur. ''İnsan kaybedeceği şeyler olduğu sürece asla özgür olamaz.'' Özgürlük dünyadaki elimizden kayıp giden ve bize ait olmayan şeyleri bizim olduğunu düş&... Devamı